128 Milyar Dolar Yalanı ve Adaletin Tecellisi
- Kanal61

- 1 day ago
- 3 min read
Türk siyaset tarihine “büyük iftira” olarak geçen “128 milyar dolar” iddiası, uzun bir hukuki mücadelenin ardından mahkeme kararıyla tescillendi. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) yöneticileri tarafından ortaya atılan ve kamuoyunu aylarca meşgul eden bu iddia, sonunda CHP’nin 60 bin TL tazminat ödemeye mahkûm edilmesiyle sonuçlandı. Daha da önemlisi, tahsil edilen tüm bedel Berat Albayrak tarafından Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfı’na bağışlandı.

Her şey 2020-2021 döneminde başladı. CHP, Merkez Bankası rezervlerinin “128 milyar dolarının satıldığı” ve bu paranın “kaybedildiği” yönünde yoğun bir kampanya yürüttü. İddia, hiçbir somut delile dayanmadan, sadece “soru işaretleri” ve “şüphe” üzerine kurulmuştu. Muhalefet medyası ve parti sözcüleri bu rakamı sürekli tekrar ederek kamuoyunda güçlü bir algı oluşturmaya çalıştı. Özellikle pandemi döneminin ekonomik zorlukları ile birleştirilen bu söylem, geniş kesimlerde hükümet karşıtlığını besleyen en etkili argümanlardan biri haline geldi. Ancak iddianın aslı astarı yoktu.
Hazine ve Maliye Eski Bakanı Berat Albayrak, bu ağır iftiraya karşı hukuki yollara başvurdu. Açılan davada mahkeme, CHP’nin iddialarının gerçeğe aykırı olduğuna hükmetti. CHP, 60 bin TL manevi tazminat ödemeye mahkûm edildi. Parti tarafından yapılan itiraz da üst mahkemece reddedildi. Böylece “128 milyar dolar yalanı” hukuken de iftira olarak kayıtlara geçti.
Avukat İsa Sinan Göktaş, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:
"CHP yöneticileri tarafından senaryosu yazılan yakın siyasi tarihin en büyük iftirası '128 milyar dolar' yalanı, daha önce kamuoyuna duyurduğumuz üzere, CHP'nin tazminat ödemeye mahkûm edilmesiyle sonuçlanmıştır. CHP tarafından yapılan itiraz ise üst mahkemece reddedilmiştir."
Bu karar sadece hukuki bir zafer değil, aynı zamanda siyasi ahlak açısından da önemli bir dönüm noktasıdır. Muhalefetin, devletin en kritik kurumlarından biri olan Merkez Bankası’nı hedef alarak yürüttüğü karalama kampanyasının, gerçekte kamuoyunu yanıltmaktan ibaret olduğu bir kez daha ortaya çıktı. O dönemde “128 milyar nerede?” sloganıyla sokaklar hareketlendirilmiş, ekonomi yönetimine güvensizlik pompalanmış, yabancı yatırımcı algısı olumsuz etkilenmişti. Halbuki ilgili dönemde rezervlerdeki değişimler, kamuoyu ile paylaşılan resmi verilerle tamamen şeffaf bir şekilde açıklanmıştı.
Bu iftiranın arkasındaki motivasyon neydi?
Siyasi literatürde “büyük yalan” tekniği olarak bilinen yöntem burada devreye sokulmuştu. Tekrar tekrar söylenen büyük bir rakam, gerçekmiş gibi algılanacaktı. Nitekim bir süre sonra rakamı kullananlar bile “nerede” diye sormaktan vazgeçmedi; çünkü asıl amaç delil göstermek değil, şüphe tohumları ekmekti. Seçim dönemlerinde muhalefetin en çok kullandığı argümanlardan biri haline gelen bu iddia, şimdi mahkeme kararıyla boşa çıkmıştır.
Berat Albayrak’ın, kazanılan tazminatı Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfı’na bağışlaması ise ayrı bir anlam taşıyor. Bu jest, kişisel bir zaferi değil, milletin ortak değerlerine katkı sunmayı tercih ettiğini gösteriyor. Şehit yakınları ve gaziler için harcanacak her kuruş, bu iftiranın yarattığı kargaşaya karşı anlamlı bir cevap niteliğindedir. Hukukun tecelli etmesiyle birlikte, manevi tazminatın şehitlerimizin emanetlerine aktarılması, Türk siyasetinde nadiren görülen zarif bir duruştur.
CHP açısından bakıldığında ise durum vahimdir. Bir ana muhalefet partisinin, böylesine ağır bir iftirayı yıllarca savunması ve mahkeme kararına rağmen hâlâ konuyu sulandırma çabası, kurumların yıpratılmasına hizmet etmektedir. Demokrasilerde muhalefet eleştiri yapar, denetler; ancak gerçekleri çarpıtarak toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmek, siyasetin değil, manipülasyonun alanıdır.
Bugün “128 milyar dolar” iddiası, artık bir yalan olarak tarihteki yerini almıştır. Mahkeme kararı, üst mahkemenin onayı ve bağışlanan tazminat bedeliyle birlikte bu dosya kapanmıştır. Ancak geride bıraktığı en önemli ders, kamuoyunun dezenformasyona karşı daha dikkatli olması gerektiğidir. Özellikle sosyal medya çağında büyük rakamlarla atılan iftiralar çok hızlı yayılmakta, fakat gerçekler ortaya çıktığında telafisi zor yaralar açmaktadır.
Türk demokrasisi, bu tür hukuki süreçlerle olgunlaşmaya devam ediyor. İftiraya karşı hukukun üstünlüğü bir kez daha tecelli etmiş, milletin kaynakları ve kurumlarının itibarı korunmuştur. Bundan sonra muhalefetin, gerçeklere dayalı, yapıcı bir siyaset anlayışına yönelmesi, Türk siyaseti için en büyük kazanç olacaktır.





Comments