İsrail’in “Kendini Savunma” Maskesiyle Bölgeyi Karıştırma Girişimi: Erdoğan’a Yönelik Tehdit Dilinin Gerçek Yüzü
- Kanal61

- 21 Ağu
- 2 dakikada okunur
TRABZON (Kanal61 Haber Merkezi) - İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, 20 Ağustos 2026’da X platformunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alan sert bir mesaj yayımladı. Katz, “Erdoğan Türkiye’yi Suriye’de tehlikeli maceralara sürüklüyor. İsrail hiçbir aktörün güvenliğini tehdit etmesine izin vermeyecektir. Erdoğan’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde İsrail’e karşı gerçeklikten kopuk, hayal ürünü söylemlerini sürdürmesi, İsrail’in kendini savunma kararlılığını test etmesinden daha iyidir” ifadelerini kullandı.

Bu açıklama, İsrail’in 18 Ağustos’ta Suriye’nin İdlib yakınlarındaki Ebu Zuhur hava üssüne düzenlediği saldırının ardından geldi. İsrail, saldırıyı “Türk askeri varlığının engellenmesi” gerekçesine dayandırırken, hem Suriye hem de Türkiye bu iddiayı kesin bir dille reddetti.
Suriye ve Türkiye’nin Net Tavrı
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Axios’a verdiği demeçte durumu netleştirdi: “Üsse Türk askeri üssü kurulması, kalıcı Türk askeri varlığı oluşturulması veya Türk birliklerinin konuşlandırılması gibi bir niyet hiçbir zaman olmadı. Tesis, Suriye Hava Kuvvetleri’nin kullanımı için onarılmaktaydı ve saldırı anında büyük ölçüde boştu. Türk subaylarının ziyareti yalnızca eğitim ve uzmanlık paylaşımı çerçevesinde gerçekleşti. Bu gerçeği İsrail’e önceden ilettik.”
Türkiye Cumhuriyeti de İsrail’in iddialarını “ciddiyetten uzak ve kabul edilemez” olarak niteledi. Ankara, saldırıyı Suriye’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik hukuksuz bir saldırı olarak değerlendirdi ve bölgesel istikrarı tehdit eden “sorumsuz eylemler” olarak kınadı.
“Kendini Savunma” Retoriğinin Gerçek Amacı
İsrail’in yıllardır kullandığı “kendini savunma hakkı” söylemi, bu olayda bir kez daha bölgeyi karıştırma ve istikrarsızlaştırma aracı olarak öne çıkıyor. Suriye’de yeni bir yönetim oluşmuş, ülke kendi kurumlarını yeniden inşa etmeye çalışırken, İsrail’in derin Suriye topraklarında gerçekleştirdiği saldırılar ve ardından Erdoğan’a yönelik kişisel tehdit dili, güvenlik endişesinden ziyade bölgesel hegemonya arayışını yansıtıyor.
Erdoğan yönetiminin Suriye politikası, terörle mücadele, sınır güvenliği ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması ekseninde şekilleniyor. Türkiye’nin Suriye’ye yönelik askeri ve teknik işbirliği, ülkenin egemenliğine saygı çerçevesinde yürütülüyor. Buna karşılık İsrail’in “Türk varlığı tehdit oluşturur” iddiası, kendi güvenlik kaygılarını abartarak komşu ülkelerin iç işlerine müdahale etme alışkanlığının devamı niteliğinde.
Bazı İsrail yanlısı kalemler, Katz’ın açıklamasını “meşru güvenlik kaygısı” olarak savundu. Örneğin The Times of Israel ve Jerusalem Post gibi yayın organlarında yer alan yorumlarda, “İsrail’in Suriye’deki statükoyu koruma hakkı vardır” ve “Türk askeri varlığı İsrail’in operasyonel özgürlüğünü kısıtlayabilir” görüşleri dile getirildi. Bu yaklaşımlar, İsrail’in kendi güvenlik algısını mutlak kabul ederken, Suriye’nin egemenlik hakkını ve Türkiye’nin meşru güvenlik endişelerini yok sayıyor.
Bölgesel İstikrar mı, Kontrollü Kaos mu?
İsrail’in bu tür açıklamaları ve eylemleri, Orta Doğu’da zaten kırılgan olan dengeleri daha da bozuyor. “Kendini savunma” maskesi altında yapılan her müdahale, aslında bölge ülkelerini birbirine düşürme ve istikrarsızlığı derinleştirme sonucunu doğuruyor. Türkiye ise yıllardır sürdürdüğü tutarlı politikayla hem kendi güvenliğini sağlıyor hem de Suriye’nin yeniden ayağa kalkmasına katkı sunuyor.
Katz’ın Erdoğan’a yönelik “boş ve hayalperest konuşmalar” nitelemesi, diplomatik nezaketten uzak, provokatif bir dil. Bu üslup, İsrail’in bölgede diyalog yerine dayatma ve tehdit yoluyla hareket etme anlayışının somut bir göstergesi. Türkiye’nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tutumu ise net: Suriye’nin egemenliğine saygı, terörle mücadele ve bölgesel istikrar. İsrail’in “kendini savunma” retoriğiyle bu dengeyi bozma girişimleri, uzun vadede yalnızca daha fazla gerilim ve kaos üretmeye hizmet edecektir.






Yorumlar