top of page
HABER ÜSTÜ REKLAM.png

Osmanlı Devleti’nin Gerileme ve Dağılma Dönemlerinde Padişahların Yetkileri, İttihat ve Terakki’nin Rolü ve Tarihsel Sorumluluk

Osmanlı Devleti, 18. yüzyıldan itibaren gerileme sürecine girmiş, 19. ve 20. yüzyıllarda ise varlığını sürdürme mücadelesi vermiştir. Bu dönemde padişahların mutlak otoritesi fiilen ve resmen kısıtlanırken, devlet bir dizi mecburi reform ve zorlu karar almak zorunda kalmıştır. Özellikle II. Abdülhamid dönemi ve sonrasında İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (İttihatçılar) iktidara el koyması, devletin sonunu hızlandıran kritik gelişmeler arasında yer alır. Bu makale, gerilemeden dağılmaya uzanan süreçte padişahların yetkilerini, mecburiyetten yaptıkları icraatları ve İttihatçıların sorumluluğunu tarihsel bağlamıyla ele almaktadır.

Osmanlı Devleti’nin Gerileme ve Dağılma Dönemlerinde Padişahların Yetkileri, İttihat ve Terakki’nin Rolü ve Tarihsel Sorumluluk

Gerileme Dönemi’nde Padişahların Yetkilerinin Fiili Kısıtlanması (1699-1792)

1699 Karlofça Antlaşması’yla başlayan Gerileme Dönemi’nde padişahlar, askeri yenilgileri durdurmak ve Avrupa’daki teknolojik geriliği telafi etmek için ilk Batı tarzı ıslahatlara yönelmiştir.

  • II. Mustafa (1695-1703), ordunun başında sefere çıkan son padişahtır.

  • III. Ahmed (1703-1730), Lale Devri’yle kültürel yeniliklere öncülük etmiştir.

  • I. Mahmud (1730-1754), Humbaracı Ocağı gibi Batı tarzı askeri reformları başlatmıştır.

  • III. Osman (1754-1757) kısa saltanatında barış ve mimariye odaklanmıştır.

  • III. Mustafa (1757-1774), Sürat Topçuları Ocağı’nı kurmuş, mali düzeni düzeltmeye çalışmıştır.

  • I. Abdülhamid (1774-1789), istihkam okulu açmış ve yeniçeri sayımı yaptırmıştır.

  • III. Selim (1789-1807), Nizam-ı Cedid Ordusu’nu kurarak yenilikçi reformların öncüsü olmuştur.

Bu dönemde padişahların yetkileri henüz anayasal belgelerle sınırlanmamış olsa da, fiilen Yeniçeriler, ulema ve ayanlar tarafından ağır şekilde kısıtlanmıştır. Edirne Vakası (1703), Patrona Halil İsyanı (1730), ayanların taşradaki yükselişi ve Kabakçı Mustafa İsyanı (1807) gibi olaylar, padişah iradesinin askeri ve yerel güçler karşısında gerilediğini göstermiştir. Kararname çıkarma, ordu komutanlığı ve atama-azil yetkileri pratikte büyük ölçüde sınırlanmıştır. Bu fiili kısıtlamalar, 19. yüzyıldaki resmi anayasal düzenlemelerin (Sened-i İttifak, Tanzimat) zeminini hazırlamıştır.

Osmanlı Devleti’nin Gerileme ve Dağılma Dönemlerinde Padişahların Yetkileri, İttihat ve Terakki’nin Rolü ve Tarihsel Sorumluluk

19. Yüzyıldan İtibaren Padişahların Yetkileri ve Mecburi İcraatları

1800’lü yıllardan sonra Osmanlı, tam bir hayatta kalma mücadelesine girmiştir. Padişahların yetkileri resmi belgelerle kısıtlanırken, birçok radikal adım mecburiyet sonucu atılmıştır.

II. Mahmud (1808-1839), Sened-i İttifak’ı imzalamak zorunda kalmış, ancak güçlenince bu belgeyi yırtmıştır. Vaka-i Hayriye ile Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmış, Batı tarzı kıyafet reformu yapmış ve Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa’ya karşı Rusya’dan yardım istemek zorunda kalmıştır.

Sultan Abdülmecid (1839-1861) döneminde Tanzimat Fermanı (1839) ile kanun üstünlüğü kabul edilmiş, Müslüman-gayrimüslim eşitliği sağlanmış ve ilk dış borçlar alınmıştır.

Sultan Abdülaziz (1861-1876), Avrupa seyahatine çıkan ilk padişah olmuş, ittifak arayışları yürütmüştür.

II. Abdülhamid (1876-1909) tahta çıkarken Kanun-ı Esasi’yi ilan etmek zorunda kalmış, Meclis-i Mebusan’ı açmıştır. 1878’de meclisi kapatarak 30 yıl boyunca ülkeyi doğrudan yönetmiş, 1908 İkinci Meşrutiyet’le yetkileri yeniden kısıtlanmıştır. Düyûn-ı Umumiye (1881), Abdülaziz dönemindeki iflas ve 93 Harbi felaketinin mirası olarak mecburen kurulmuştur. Padişah, Avrupalı devletlerin doğrudan müdahalesini engellemek için bu kurumu kabul etmek zorunda kalmış, borç yükünü azaltarak devlete zaman kazandırmıştır.

V. Mehmed Reşad ve VI. Mehmed Vahdeddin dönemlerinde (1909-1922) padişahlar sembolik figürlere dönüşmüş, fiili iktidar İttihat ve Terakki’ye geçmiştir. I. Dünya Savaşı’na giriş fermanı, Mondros ve Sevr Antlaşmaları mecburen imzalanmıştır.


İttihat ve Terakki’nin İktidarı Ele Geçirmesi ve Ekonomik-Toprak Çöküşü

İttihat ve Terakki’nin İktidarı Ele Geçirmesi ve Ekonomik-Toprak Çöküşü

1908 İkinci Meşrutiyet ve özellikle 1909 Anayasa değişiklikleriyle padişahın yetkileri büyük ölçüde elinden alınmıştır. 1913 Bab-ı Ali Baskını’yla Üç Paşalar (Enver, Talat, Cemal) fiili diktatörlük kurmuştur.

İttihatçılar “Milli İktisat” politikasıyla Türk-Müslüman burjuvazi yaratmaya çalışmış, ancak tecrübesizlik nedeniyle üretim düşmüş, enflasyon artmıştır. Trablusgarp ve Balkan Savaşları’nda büyük topraklar kaybedilmiş, I. Dünya Savaşı’na Enver Paşa’nın oldu-bittisiyle girilmiştir. Karşılıksız para basımı, seferberlik, iaşe skandalları ve kıtlık ekonomiyi enkaza çevirmiştir.

Enver Paşa’nın Sarıkamış ve Kanal Harekâtlarındaki stratejik hataları, Talat Paşa’nın iç politika ve tehcir kararları, Cemal Paşa’nın uygulamaları ağır insan ve toprak kaybına yol açmıştır. İttihatçıların merkezileşme ve Türkçülük politikaları, imparatorluktaki milliyetçi isyanları tetiklemiştir.

Mason localarının (özellikle Selanik’te) İttihatçılara örgütlenme imkânı sağladığı bilinmektedir. Ancak masonluk, asıl motivasyon değil, bir araçtır. İttihatçılar devleti kurtarmak iddiasıyla yola çıkmış, ancak maceracı politikaları çöküşü hızlandırmıştır.

İttihat ve Terakki’nin İktidarı Ele Geçirmesi ve Ekonomik-Toprak Çöküşü

II. Abdülhamid ve Tarihsel Değerlendirme

II. Abdülhamid, devraldığı enkaz (1875 iflası, 93 Harbi) karşısında 33 yıl devleti ayakta tutmaya çalışmıştır. Düyûn-ı Umumiye ve Kanun-ı Esasi gibi adımlar mecburiyet ve siyasi zekânın ürünüdür. Meclisi açtığı gibi kapatma yetkisini de kullanmıştır. İttihatçıların 1908-1909 darbesiyle gücü elinden alınmıştır.


Tarihçiler, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni (İttihatçılar) ve özellikle Üç Paşalar’ı (Enver, Talat, Cemal) Osmanlı’nın son dönemdeki rolü açısından genellikle iki temel ekolde değerlendirir.

Eleştirel Ekol, İttihatçıları tecrübesiz, maceracı ve radikal politikalarıyla devleti uçuruma sürükleyen aktörler olarak görür. Bu görüşe göre, 1908 İkinci Meşrutiyet sonrası ve özellikle 1913 Bab-ı Ali Baskını’yla kurdukları fiili diktatörlük, imparatorluğun çokuluslu yapısını yönetme kapasitesini aşmış, ardı ardına gelen Trablusgarp, Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı gibi felaketleri tetiklemiştir. Stratejik hatalar (Sarıkamış Harekâtı gibi), ekonomik tecrübesizlik (“Milli İktisat” politikası) ve merkezileşme çabaları, mevcut yapısal sorunları ağırlaştırarak çöküşü hızlandırmıştır.


Savunmacı Ekol ise İttihatçıları, zaten uzun vadeli bir gerileme ve dağılma sürecine girmiş bir imparatorlukta iktidara gelmiş, idealist ancak trajik figürler olarak değerlendirir. Bu yaklaşıma göre Osmanlı Devleti 19. yüzyılın sonlarında ekonomik, askeri ve sosyolojik olarak ömrünü büyük ölçüde tamamlamıştı; İttihatçılar devleti kurtarmak için çırpınmış, ancak dönemin önlenemez milliyetçilik dalgası ve büyük güçlerin baskısı karşısında sınırlı seçeneklere sahipti.

Gerçek ise bu iki uç arasında, daha nüanslı bir yerde durmaktadır. Osmanlı’nın gerilemesi 17. yüzyılın sonlarından itibaren yapısal bir süreçti. Ancak İttihatçıların 1908’den sonra devletin fiili yöneticileri haline gelmeleri, kritik kararların bizzat onların elinde alınması nedeniyle Osmanlı’nın yıkılışında 1. derecede sorumluluk taşımaktadır. Savaşa giriş kararı, toprak kayıpları, ekonomik çöküş ve iç politikadaki radikal uygulamalar doğrudan onların dönemine denk gelmiş ve süreci hızlandırmıştır.


Bu durum, tarihteki diğer Türk devletlerinin yıkılışıyla çarpıcı bir karşıtlık oluşturur. Örneğin Selçuklu Devleti’nin yıkılışında Osmanlıların hiçbir doğrudan sorumluluğu yoktur. Anadolu Selçuklu Devleti 13. yüzyılın sonlarında (özellikle 1243 Kösedağ Savaşı sonrası Moğol baskısı ve iç karışıklıklarla) fiilen dağılmaya başlamış, 1308 civarında tamamen sona ermiştir. Bu dönemde Osmanlı Beyliği henüz yeni kurulmuş küçük bir uç beyliğiydi ve Selçuklu merkezî yönetimiyle hiçbir idari bağlantısı, yıkılış sürecinde hiçbir etkisi yoktu. Osmanlılar, Selçuklu’dan kalan beylikler arası rekabet ortamında yükselmiş, Selçuklu mirasını devralan bir devam niteliği taşımıştır; “yıkıcı” rolü değil, mirasçı rolü oynamışlardır.


Oysa İttihatçılar, Osmanlı Devleti’nin en kritik ve son döneminde olayın tam ortasında, karar mekanizmalarının başında bulunmuştur. Padişahın yetkilerinin büyük ölçüde törpülendiği, fiili iktidarın onlara geçtiği bir süreçte devleti yönetmişlerdir. Bu bakımdan, Selçuklu’nun yıkılışı ile Osmanlı’nın sonu arasında “devlet içi aktörlerin sorumluluğu” açısından önemli bir fark vardır. Birincisinde Osmanlı Beyliği’nin varlığı bile tartışmalı ve etkisi sıfırken, ikincisinde İttihatçılar bizzat yönetimde olup kararları şekillendirmişlerdir.


Sonuç olarak, padişahlar özellikle 19. yüzyıldan itibaren yetkileri kısıtlanmış, birçok radikal adımı mecburiyetten atmışlardır. II. Abdülhamid’in çabalarına rağmen İttihat ve Terakki’nin iktidar dönemi, toprak kayıpları, ekonomik çöküş ve imparatorluğun parçalanmasında kritik sorumluluğa sahiptir. Tarih, günün şartlarını ve yapısal nedenleri dikkate alarak değerlendirilmelidir; tek taraflı “hain” veya “kahraman” yargıları yerine kaynak temelli analiz daha aydınlatıcı olacaktır.

Comments


Trabzon tv , Trabzontv , Trabzon Yerel Haberler , Trabzon Amatör Sporlar , Trabzonspor , Trabzon Haber , Trabzon amatör Futbol , Haberanlık , Haber Anlık , Haber61 , Günebakış , Karadeniz Gazetesi , Taka GAzetesi ,  61Saat , Kanal61 , Kanal 61 , Trabzon Şehir Kameraları , Trabzon Kameralar

bottom of page